Didem Doğan

Matsuo Basho ile 17. yüzyıl Japonyasına yolculuk, haiku ve Zen

Yolculuk da bir yol mudur? Anı yakalamanın bir yolu olarak Haiku ustası Matsuo Basho’ya göre evet.

“Günler ve aylar sonsuzluğun gezginleri, gelip geçen seneler gibi. Hayatlarını teknelerin üzerinde geçirenler, ya da geç yaşını hala atının yularını tutmuş yürüyenlerin yaşamları yolculuktur, yolculukları evleridir. Ve çoğu yaşamlarının sonu ile yolda karşılaşırlar.” Matsuo Basho’nun “Dar yoldan Derin Kuzey’e” adlı 17. yüzyıl Japonya’sında yaptığı yolculukları anlattığı seyahat günlüğü böyle başlar.

Matsuo Basho Japonya’nın Edo döneminde bir Samuray ailesine doğdu, ama o yaşamını, hassas bir kalbe sahip olduğundan, askeriyede geçirmeyecekti. Elli senelik yaşamının yirmi yedi senesi yolda geçti, çıplak ayak yürüyerek ve bir hacı olarak kabul edildiği evlerde konaklayarak yüzlerce insanı bir araya getirdi. Anlamın en derinin arayışında oldu hep ve onu yakaladığında on yedi hecede ve üç satırda ifade etti. Sosyal olan bireysel olandan daha ayrıcalıklı olduğu, sorumluluk ve ödev bilincinin bireysel çıkarların önüne geçtiği o dönemin Japonya’sında şiir bir kolektif eylemdi. Bunda Çin kültürünün ve Konfüçyüs öğretisinin etkisi de yadsınamazdı. Renga diye adlandırılan şairler topluluğu yazdıkları şiirleri sözlü olarak aktarırlardı. Basho Komponji Manastır’ında ustası Buccho tarafından keşfedildi ve doğduğu aile savaşçı bir Samuray ailesi olsa da o önce Rahip olmayı seçti, kaderse onu bir Haiku şairi olarak yazdı.

Basho’nun yol günlükleri, Oku no Hosomichi, Japonya’nın sınırlarını aştı ve dünyaya yayıldı. Meksikalı şair Octavio Paz İspanyolca’ya çevirdi, Türkiye’de ise Garip akımı bu formdan esinlendi. Haiku, bir nevi Uzak Doğu’nun en yüce ve güzel biçimlerini alır ve birleştirir: Hint transandantalizmi, Çin materyalciliği ve gerçekçiliği ve Japon minimalizmi. İlhamını doğadan alan bu onyedi hecelik ve üç satırlık şiir biçimi Batı’da olduğu gibi tek bir beyaz sayfaya yazılmaz, her zaman bir resmin, bir günlüğün köşesine iliştirilir. İlk satırı evrensel, kozmik ve insan-dışı bir olgu, ikinci satrı bir olay, kaza eseri çıkan bir şey, ve üçüncü satırı da bu olayla evrenin değişmez yasası arasındaki ilişkiyi anlatan bir cümledir. Anlam böyle oluşur. Bir örnek:

Bahar geçiyor.

Kuşlar bağırır, balıklar dolar

Gözlerinde yaşlarla.

Haiku’yu Japon kültüründen bağımsız anlamak mümkün müdür? Haiku Japon kültürünün ana taşlarından biridir. Ken-do (kılıç), kyu-do (okçuluk), haiku (şiir) ve belki de hepsinin babası Zen. Bunların her birinin biçimi ve anlamı değişse de, amaç hep aynıdır: Zen, yani aklın, düşünmeyen, doğaçlama, direkt, anlık ve doğal akışı.

Peki Zen neydi, bir din, bir felsefe? 20. yüzyılda Batı’da ortaya çıkan Doğu felsefeleri ve Zen merakını incelediğimizde günümüz anlatısının Zen’i Budizmin Hindistan’dan gelip Japonya’da aldığı biçim olarak tanımladığını görüyoruz. Bazı Batılı gezginler Japonya’da kalıp kaligrafi, okçuluk gibi sanatlarla ilgilendiler ve Zen’i bu sanatlarla ilgili bir şekilde açıkladılar. Tabii bunda da ancak bir Batı’dan beklenebilecek bir nesneleştirme mümkündü, dışarıdan bakarak anlatmaya çalışan bir göz, Zen’in, anın içinde olma ve nesneyle belki de bir olma halinden farklı bir ‘anlatıcı’ rolüne bürünme. Bu anlama çabaları başarısız oldu denilemez. İçlerinde 70’lerde Pirsig’in kült haline gelen kitabı ‘Zen ve motorsiklet bakım sanatı’, Alman yazar Herrigel’in ‘Okçuluk Sanatı’nda Zen’ gibi, birinci elden deneyimlere dayanan ve Zen’in ne olduğuna dair bir hissiyatı okuyucuya geçirmeyi başarabilen kitaplar da yok değil.

Basho’nun biz gezginlere ilham veren en güzel sözlerinden biri ile bitirelim: “En uzağa yapılan yolculuk, en çok içimize döndüğümüz yolculuktur.”

This site uses cookies to understand visitor needs. You can see our terms of service police here. To allow us to improve our content please click ok. OK